İnternet ve Oyun Bağımlısı Çocuklar

Çocuklar, günlük hayatta ilgi, yakınlık istedikleri yetişkinlerin kendisine zaman ayıramadığı, aşırı sınırlayıcı yaklaştıkları koşullarda internette oyun ile rahatlıyor. Gündelik hayattakine göre daha kolay gerçekleşen “toplumsal katılım”, alınan zevki ve oyunu daha fazla oynama arzusunu artırıyor. Bunlar bazen tutku düzeyinde bir alışkanlık oluşturabiliyor ve hayatın ana ekseni haline geldiği durumda oyun bağımlılığa dönüşebiliyor. Mükemmeliyetçi eğilimleri olan gençlerin, gündelik hayatta bulamadıkları mükemmeliyeti, hayallerindeki gibi bir dünyada yaşamlarını kontrol edebilme “fırsatı”nı gördükçe, gündelik gerçeğin dışına çıkma arzuları da güçleniyor. Sanal dünyanın yıldızı olmak varken, içeri odadaki aile sofrasının gündelik gerçeğinin kasveti ile yüzleşmek istemiyorlar. Ancak ebeveynler, kendileriyle çocukları arasındaki ilişkiyi aksatan her tutkuya karşı çıkabilmeli.

Yarışçı ve rekabetçi bir nesil mi yetişiyor?

Çocukların yarış alanına erkenden girip hiç çıkamadıkları bir dünyada yaşıyoruz. Hayatın süratinin çok arttığı, bilgiye erişim kolaylaşırken bilgiyi kavramının zorlaştığı bir zamandayız. Çocuklar sınavların kazanılması ve kazanılan okullarda başarılı olunması üzerine olan bir sistemin içerisinde. Böyle bir sistemde de rekabetin boyutu oldukça büyük. Rekabet ile çatışma arasındaki farkı vurgulamak lazım; rekabet özellikle eşit şartlarda yapılabildiğinde, spor ya da bilgi fark etmez, çocukta kazanma ve kaybetme duygusunun dengeli bir şekilde gelişmesine olanak sağlar. Ve kayıplara tahammülsüz yeni kuşaklar, rakiplerini yok etmeyi rekabetin bir parçası sanarak kendi hayatlarına da zarar verebilir. Tatlı, eşit şartlarda çekişme ve yarışma olanağı vermeyen mevcut sınama düzeni, rekabet olarak görülmesi zor bir ayıklama sistemi...